Genel olarak baktığımızda, dergide ele alınan metinler (kendi yazdığım metinler de dahil), daha çok bulunduğumuz durumdan muzdarip olma halini yansıtıyor. İçinde bulunduğumuz ortamdan, ortamın ürettiklerinden ve benzer sebeplerden muzdarip olma hali… Geçmişe yönelik feryat figan endişelerimiz yanında maalesef benzer bir gayreti geleceğimiz için gösteremiyoruz. Geçmişe dair bazı hatalar bugünümüzü öyle etkilemiş bir noktada ki bugün yerimizden oynayacak halimiz yok neredeyse. Üstelik yerimizden oynadığımızda bir şeyleri daha kaybetmenin korkusu içinde askerlerin siperlerini terk etmemesi yönünde emirler almış gibi benzer bir sorumlulukla kımıldamadan duruyoruz. Bu kımıldamama hali o kadar uzun sürdü ve sürüyor ki bizleri gören ya uyumuş yahut ölmüş sayacak!
Müzik alanından olmayan birine nazaran kolay sarf edilebilir sözler bunlar gibi görünebilir söylediklerim. Ancak söz konusu bu durum kuşkusuz bütün sanat alanlarını kapsar nitelikte. Öyle ise meseleyi bütüncül bir gözle ile ele almanın faydası çok mühimdir. Yukarıda resmettiğimiz durum karşısında bizlerin-günümüz sanat içre olan bütün insanların- hali ortadır. Durumun farkına varmak, bir şeyler yapmaya başlamak için ilk adım olmalı her zaman. Bu yüzden meseleyi daha genel bir bakış açısıyla tekrardan ele almalıyız.
Evvela sanatın kendisi bir bütünlük arz eder. Öyle ki müzik, resim, mimari gibi bütün sanatların temelde durduğu ve oradan hareketle bir şeyler ortaya koyduğu bir yer vardır. Günümüzde bu yerin ne olduğuna, nerede olduğuna ilişkin puslu bir hava bulunmaktadır. Hal böyle iken birçok sanat dalı, birbirleriyle ilişiklerini yitirmiş durumdadır. Sanatın kendisinin ne olduğunu anlamak istiyorsak şayet bütün bu dalları ve özünde birleştiği noktaları anlamaya muktedir olmak gerekiyor. Bu, herkes her sanat dalıyla ayrı ayrı uğraşsın demek değildir elbet. Sadece sanat, bir bütün olarak anlaşılmadığı sürece sanat dalından alınan verim nakıs olacaktır.
İmdi, bu noktada “Sanat nedir?” diye başlamak gerekse de biz bu kısmı kısaca tariflemeye çalışacağız. Amacımız bir tam tanım koymaktan öte işaret ettiği yönü betimlemek üzerine olacaktır:
Sanat, evvela geldiği kök itibariyle suni olan şey demektir. Yani doğal, doğadan olmayan; insan elinden çıkma (Hayvan elinden çıkma her şey yine doğadandır. Çünkü insan doğadan hariç bir kültür üretir.). Ancak insan elinden çıkma her şeye sanat diyemiyoruz. Onu bildiğimiz anlamda sanata dönüştüren esas şey; belirli bir kültür ortamı içinde üretilmesi, o kültür ortamına dair bir anlam taşıması ve o ortamın biçimleriyle yeni ifadeler üretmesidir.

Osmanlı’daki sanat üretimine göz attığımızda bir bütünlük görebiliriz (bunu nostaljik bit bakış açısıyla değerlendirmeden bakmanızı önemle rica ediyorum). Çünkü yukarıda betimlediğimiz gibi bir kültür ortamı, kendi ifade biçimini de oluşturuyor. Bu biçimin yalnızca maddesi değişiyor; maharetli bir usta elinde taş nasıl bir esere dönüşüyorsa, bir tanburînin elinde nağmeler de benzer bir şekilde esere dönüşüyor.
Elbette ki kültürler, organik ve canlı (çünkü organik olmak canlılığı da beraberinde getirir) olduğu müddetçe üretimde bulunmaya devam eder. Bu canlılığı koruyan esas unsur eserler veya biçimler değil eseri ortaya koyan bilincin kendisidir.
Buraya kadar, örneği geçmişten vererek izah etmeye çalıştık ancak bundan sonrasında işler biraz değişiyor. Bugün modern devrimler sonrası post-modern bir çağdayız. Hatta öyle ki modern post-modern bile diyebiliriz. Modernizm ve beraberinde getirdiği düşünce yapıları temelde Avrupa insanının kendi problemlerini çözmek üzerine ortaya konulmuştur. Yalnızca kendi kültür havzasında oluşan bir dönüş, kırılma noktası. Ancak bu durum Avrupa’dan sonra dünya üzerinde (pratik veya pragmatik) somut karşılıklar bulunmaya başladığında; bu somut ögeleri, yeniden kendileri için üretmeyi deneyen diğer kültür havzaları ve milletler, ellerindeki kültürleri dönüştürmek veya terk etmek zorunda kaldı. Bu durum, yukarıda bahsettiğimiz bilincin de yavaş yavaş kaybolmasına ve bu bilince sahip insanların gelecek nesillere bir şeyler aktaramamasına sebep oldu.
Bu bahsi geçen zamanlar belki de bundan elli veya yüz yıl öncesinin problemleriydi. Bugün elimizde geçmiş üretimlerden başka neredeyse hiçbir şey kalmadı. Ayrıca (yine modernist bir etki olan) disiplinlerin, dalların, alanların ayrışmasından dolayı elimizdeki üretimleri, anlamamızı güçleştirebilecek bir noktaya geldik. Bu ayrışma, genel olarak belirli alanlarda ihtisaslaşma amacıyla kurulsa da alan dışına çıkılmasını ve dolayısıyla alana dışardan bir gözle bakmayı güçleştirdi.
Elimizde kalan eserlere sıkı sıkıya sarılsak da fark ediyoruz ki gün geçtikçe geçmişe sarılanların sayısı bir bir azalıyor. Bu da sarılanların daha da sıkı sarılmasına sebep oluyor. Öylesine sarmış, öylesine sarılmış bir durumdayız ki sarıldığımız şeyleri anlamaya takatimiz kalmamış. Durum bu noktada, pek de iç açıcı görünmüyor belki.
Ancak durup sarıldığımız şeyleri önümüze koyup yeniden anlamaya çalışmanın vakti geldi de geçiyor. Bir bütün olarak sanatı anlamanın yolu; ifade biçimlerini tekrar etmekle olacak iş değil, belki de buna ara verip bu biçimleri anlamaya çalışarak vakit geçirmeli. Belki bıraktığımız yerden başlamak mümkün olmayacak çünkü yürünen bir yol var. Ancak şu an, kaldığımız noktadan itibaren bir şeyler ortaya koymak mümkün. Tarihi tekerrür etmekten vazgeçip anlamaya başladığımız vakit, geleceğimize ümitle bakabileceğiz.
Başlangıçta; bu, bir bilgi edinme veya aktarma meselesinden çok eldeki bilgilere günümüz bakış açılarından (geleneksel veya modern) uzak bir biçimde farklı metodoloji ve sistem kurmakla mümkün olacaktır. Bu anlamda herkese büyük bir iş düşmekte… Sanatçılar üzerinde durdukları, yukarıda bahsedildiği şekliyle sıkı sıkıya sarıldığı eserleri belirli müzik formları dışında da değerlendirebilecekleri, bu değerlendirme itibariyle de o eserin menşei ve kurucu yönlerini ortaya çıkartan unsurları tespit edebilecekleri bir yol üzere çalışma yapmaları gerekmektedir. Bu anlamda herhangi bir sanat dalıyla mesleki bir kayıtla ilgilenen kimselerin aynı durumu benimsemeleri beklenmektedir. Ayrıca sanat tarihi gibi alanların sırf kayıtlandırma ve belgeleme üzerinde kronolojik bir okuma anlayışından çok inceledikleri dönemin toplum ve kültürlerinin oluşmasına katkı sağlayan temel meseleleri de gündemlerinde tutmaları gerekmektedir. Farklı sanat dalları ve alanlarıyla ilgilenen kimseler, sanat alanlarını mukayese edilebilecek yetkinliğe ulaştıklarında karşılaştırmalı bir okuma yapmaları elzem olacaktır.
Eminim, bu çözüm arayışının karşısına başka çözümler veya arayışlar koyulabilir. Halihazırdaki durumumuzu göz önünde bulundurarak biçimlerin mevcut halleriyle korunup aktarılması yönünde tercihler de bulunacaktır. Böylesi bir tercih, bizce gelecek nesillerin omuzlarına kendi sorumluluklarımızın ağırlığını yüklemekten başka bir şey değildir. Günümüzde bile kültürümüzü ve sanatımızı hakkıyla bilmeye çalışan insan sayısı nadirdir. Gelecekte, bu iletişimler dünyası içinde kopuk mesajlar silsilesinden başka bir şey yaratmayacaktır.
Yukarıda belirtilen çalışmaları tek bir kişi veya topluluğa bırakmak bir çözüm üretmeyecektir. Ancak biliyoruz ki her insan münferit yaşantısında önündeki durum ve imkanlar ölçüsünde gayret gösterdiği takdirde değişimin ilk adımları atılacaktır. Sanatın üretimlerinin devam ettiği bir yarın hayal ediyorsak üretim yapmaktan çekinmemek gerekiyor.
Meslek, kelime itibariyle “bir yola girmek” manası taşımakta. Öyle ise yolda olduğumuzun farkında olarak güzele doğru yürümenin vaktidir.
Niyet bizden, tevfîk Allah’tan…