Bir Garip “Cenaze Marşı”

Bedirhan BÜYÜKDUMAN

Mehmet Reşat Aysu… 20. yüzyılın en önemli saz eseri bestecilerinden… Türk müziği ile ilgilenen herkes eminim ki en azından Kürdilihicazkâr Saz Semâîsi’ni hayatlarında bir kez dinlemişlerdir. Ben Reşat Aysu’nun eserleri ile şans eseri karşılaştım. Yanılmıyorsam ilk olarak Mâhur Saz Semâîsi’ni dinlemiştim. Daha sonra basit bir araştırma ile Kürdilihicazkâr, Buselik, Hicaz ve Şehnazbuselik Saz Semâîleri… Reşat Aysu’nun eserlerine müzikal analiz yöntemiyle yaklaşmasanız da dikkatinizi çeken ilk şey, eserlerdeki Batı müziği motifleri ve bu motiflerin Türk müziği ile mükemmel ahenkteki birlikteliği olacaktır, ki zannediyorum olmuştur da. Karşılaştığım bir makalede de geçen, “saz eserlerinde, batının disiplini ve dinamizmi içinde Türk mûsikîsi ruhunu işlemiştir,” cümlesi de bunu destekler niteliktedir.

Fakat bu yazının amacı, artık alıştığımız ve biraz da bıktığımız makamsal analiz gerçekleştirmek değildir. Tamamen, belki de biraz bilinçakışı yöntemi ile, Reşat Aysu’nun eserlerine müzikal olmayan bir bakış açısı ile bakmak.

Mehmet Reşat Aysu; 1910 yılında müzisyen bir ailede doğmuş, küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, Zekâî Dedezâde Ahmet Irsoy’un destekleri ile keman icracısı olarak çeşitli çalışmalarda bulunmuş, Ziraat Fakültesi’nden mezun olmuş ve Ziraat Yüksek Mühendisi M. Reşat Aysu olarak besteler yapmış ve hayatına devam etmiştir. Reşat Aysu’nun eserlerine bakıldığı zaman, çeşitli yönlerden icra zorluğunun dışında, duygu yüklü cümlelere sahip olduğu görülmektedir. Evet, müzik bir duygu işidir, fakat Reşat Aysu, saz eseri besteciliğinde çıtayı en tepe noktalara taşımıştır. Batı müziği nüanslarına riayet ederek bestelediği saz eserleri Türk müziğinin duygu yüklü dünyasında kendisine oldukça mühim bir yer edinmiştir. Şehnazbuselik Saz Semâîsi’nin teslimi, Muhayyer Kürdi Saz Semâîsi’nin dördüncü hânesi ve teslimi, Buselik Saz Semâîsi’nin ilk hânesi şeklinde bu listeyi uzatabiliriz.

Besteci kimliği ile Reşat Aysu’nun beni tarifsiz duygu ve düşüncelere duçar eden bestesi ise, Buselik makamında bestelediği “Cenaze Marşı” başlıklı eseridir. Bir bestecinin cenaze marşı bestelemesinde şaşılacak bir durum pek tabii yok. Fakat Reşat Aysu, “Bu marşı kendim için besteledim. Hayatta, hakiki dostlarım varsa -bilhassa bestekâr dostlarım- beni, lütfen bu marşımla yolcu etsinler,” notunu eserinin sonuna şerh düşmüştür. Bu durum beni derinden etkiledi. Bir bestekâr düşünün ki nasıl duygu deryalarında boğulmuş, içinde nasıl düşünceler biriktirmiş ki her şeyini notaya dökerek mükemmel eserler meydana getirmiş ve bu külliyatı kendisi için bestelediği bir Cenaze Marşı ile taçlandırmış…

Ölüm, her an yanı başımızda olsa da, gündelik hayat içerisinde bize bir o kadar uzaktır. Uğruna nice kitaplar yazılan, düşünceler üretilen ölümün farkındalığı ile yaşayan her varlığa saygım sonsuzdur. Sanatın tam da ihtiyacı olan duygu yükü budur. Umarım daha nice Aysular, Mozartlar bu dünyada sanatın sönmez meşalesini ellerinde bir Sisyphos edasında taşıyarak hizmetlerini insanlıktan esirgemeyeceklerdir…