Yazıyı neşre hazırlayan: Gül Emine KAYNAR
11 Haziran 1992 tarihinde TRT radyolarında yayınlanan “Dünden Bugüne Türk Sanat Müziği Bestecileri: Doğan Ergin” programında Doğan Ergin ile yapılan röportaj.
Program yapımcısı: Nurgül GÖKTÜRK



Nurgül Göktürk: Yaşam öykünüzden bahseder misiniz?
Doğan Ergin: Memnuniyetle. Ben izin verirseniz halen kim ve hangi görevde olduğumu söylemekle başlayayım. Halen 30 yıla varmış kıdemimle İstanbul Radyosu ney sanatçısıyım. İstanbul Radyosu Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğunun şefiyim. İstanbul Radyosu Türk Müziği İcra Denetim Kurulu üyesiyim ve TRT’nin Tasavvuf Müziği Repertuvar Kurulu üyesiyim. Demek oluyor ki her şeyden önce ney sanatçısıyım ama bu türlü bahsini etmiş olduğum görevlerde de ayrıca bulunmaktayım. 1940 yılında Çanakkale’de doğdum. İlk-orta ve lise tahsilimi orda yaptım. Daha sonra İstanbul Belediye Konservatuvarına öğrenci olarak geldim 62 yılıydı. 5 yıllık öğrenim süresini sınıf atlayarak daha kısa sürede tamamladım. Henüz öğrenci iken o zamanlar için girilmesi çok zor olan icra heyetine kadrolu ney sanatçısı olarak alındım. 63 yılından itibaren üstad merhum Saadettin Heper’in ilgi ve desteğiyle koroda yapılmakta olan Mevlevi sema törenlerine, korodaki müzik elemanı, ney sanatçısı olarak alındım. O günden bugüne bu işlerin ilgilisi ve görevlisiyim. Ama son 15-16 yıldır da bu işlerin mutrib heyeti başkanı olarak neyzenbaşı sıfatı ile yürütülmesindeki sorumluluğu taşımaktayım.
N.G: Sayın Ergin biraz da bestecilik yönünüzü anlatır mısınız bize?
D.E.: Efendim, kendimi ille de önemli bir besteci saymıyorum. Bir iki bestelerim oldu. 20-25 civarında şarkı 30-35 civarında ilahi formunda eserim var. Bunların büyük kısmı TRT repertuvarında. Bu arada 1984 yılında Ferahnakaşiran adında yeni bir makam terkibim oldu. Bu makamda bestelemiş olduğum beste ağır semai ve yürük semaiden oluşan takım ile büyük formda eserlerden saydığımız Mevlevi ayini ve 6-7 tane de ilahinin, makamın ilk örnek eserleri olması itibari ile bu eserleri önemsiyorum.
N.G.: Bugüne kadar musikide isteklerinizi ne ölçüde gerçekleştirebildiniz?
D.E.: Estağfirullah, görevimiz birtakım müesseselerde icracı, ney sanatçılığı gibi oldu. Son devrelerde tasavvuf musikisi topluluğu şefi oldum. Tasavvuf musikisi bizim musikimizin pek önemli bölümlerinden bir tanesi. Ben bunu sanat için söylemek istiyorum, büyük formdaki eserlerim var, çeşitli türleri var bunları sergilemek, icraya koymak lazım geliyordu. Bu vaktinde yapılır imiş, yeterli miydi değil miydi bilmiyorum ama burada büyük bir hizmet boşluğu olduğunu düşünüyordum. İstanbul radyosunda tasavvuf musikisi topluluğunu çok eskiden kurabilmiştik sonra nedense kaldırıldı. Yani yapılamaz hale geldiği için kalktı. Onu ille de yapmalıydık, öncülük ettim yani bunu buradaki arkadaşlarımla ben yapabilirim gibi geldi. İçinde bulunduğumuz bu türlü işlere göre birikimimiz de vardı; repertuvar yönünden, icra tarzlarını ve onun giderini, içinde bulunduğumuz yakın olduğumuz kimselerden algılamıştık ve bunu sanat için yapmalıydık. Son 2 senedir de bunu hızla İstanbul radyosunda uyguluyoruz bu bakımdan mutluyum. İlle insan her istediğini yapamıyor ama birtakım imkanları yok sayarak yok olduğunu görerek bu şartlarla bu işler yapılamıyor ki diyerek kenarda kalmayı da hiç uygun bulmuyorum. İnsan birtakım şartları olabildiğince ve olabildiğince kendisi yaratmaya çalışıp ille de bir şeyler yapmak istemeli. İstediği kadar da bir şeyler yapabiliyor buna inanıyorum.
N.G.: Peki bundan sonraki hedefleriniz neler olacak?
D.E.: Valla, çalışmalarımıza devam ediyoruz. İyi eserleri banda kaydetmek isteriz. Bunlarla ilgili çok destek ve mektuplar alıyorum. TRT’de bunları -tasavvuf müziği topluluğunu kastediyorum- bant kaset yapabilir, bunları kültür olarak yayabilir, isteyenlere ulaştırabilir, bunlar ticari şeyler değil bunu ticari olarak yapanlar da var ama onlar bizden değil biz de onlardan değiliz. Biz bunu sanat için yapıyoruz, önemli bir kültür işi olarak yapıyoruz. Bunun da algılayanı, beğeneni çok. Ben 1-2 sene içerisinde 1 dosya, fevkalade önemli kimselerden ilgi ve beğeni aldım. Bizim işlerimizin onların ilgi ve beğenilerine ulaşmış olması fevkalade memnun edici bir hal. Mutluyum doğrusu ve bu tür işlere devam ederiz bir de şöyle düşünüyorum: genç arkadaşlarıma da öğütlüyorum ki insan bir şeyi yapmak istemeli ve yapmaya çalışmalı, bu da gelecek kuşaklara bizlerden intikal edecek. Böyle düşünülmeli ve bir kültür ulaştırması intikali edecek böyle düşünülmeli.

N.G.: Müzik ile uğraşan gençlerimize tavsiyeleriniz neleredir?
D.E.: Şunu demeliyim izin verirseniz, sanatçı ruhu taşımalı bu kimseler. Tüm kişiliği ile toplumda saygı duyar olmalı ayrıca iyi bir icracı olmaya çalışmanın yanında musikiyi bütün her haliyle, üstün nota usul ve nazariyat bilmesi lazım gelir. Edebiyat ve şiirle ilgilenmeli ve onlardan beslenmelidir. Aruz vezni bilmelidir. Araştırmalarını gelecek kuşaklara aktarabilmelidir.
N.G.: Türk müziğinin bu günkü durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?
D.E.: Hiçbir zaman kötümser olmadım, olmam da. Türk müziğinin bugünkü durumu şudur ki öğretim müesseseleri olarak eskiden olmayanlar şimdi var. Konservatuvarlar var, birtakım üniversitelerde müzik bilimleri var, Türk müziğine dair fevkalade buluyorum. Bizim zamanımızda sadece İstanbul Belediye Konservatuvarı vardı. Tabii birtakım dernekler, cemiyetler vardı ve bunların kimisi fena değil kimisi pek alaydı ama bunlar zaten var sayacak olursak. Bugün için devletin ilgi ve desteğinin alınmasını önemli sayıyorum. İcra kurumları işte bu temelde iyi bizim zamanımızda konservatuvarı bitirseniz dahi bir konservatuvar icra heyeti vardı Türk musikisi bir de İstanbul radyosu vardı bu iki yere de girmek ne yazık ki neredeyse imkansızdı. Yani etmediğiniz olmadığınız değerli bulunmadığınız içinden evvel burada öyle bir kadrolar yoktu. Kendilerine kısıtlı kadrolar olduğu için de buralarda yer alamazdınız.
